Anti-Emperyalist ve
Anti-Oligarşik
Devrimci Gençlik


bilgi@antioligarsikgenclik.com
devgenc@antioligarsikgenclik.com










http://www.antioligarsikgenclik.com


YÖK'ün kuruluşunun 25. Yılına ilişkin Devrimci Gençlik tarafından yayınlanmış olan bildiri [.pdf dosyası]


      İlerici,
      Yurtsever ve
      Devrimci Öğrenciler,
      "Yarın Bizimdir" Diyenler!

      591 fakülte, 179 dört yıllık yüksekokul, 473 iki yıllık meslek yüksekokullarıyla ve yeni kayıt olan 450 bin öğrencisiyle, 1.350.000 öğrenci ders başı yaparken, yarım milyona yakın öğrenci ön lisans programlarında okullu oldular.
      Ve her zamanki gibi, öğrenci harçları, yurt ücretleri, ulaşım giderleri vb. konular, yapılan açıklamalarda, yayınlanan bildirilerde bir kez daha gündemin ilk sırasına yerleştirildi. Öğrenci "inisiyatifleri", öğrenci "kolektifleri", öğrenci "dernekleri", öğrenci "konseyleri" yeni gelen öğrencilere üniversite öğrencisinin sorunlarını anlatan bildiriler yayınlayıp masalar açarken, eski öğrenciler bildik bir "mekân"da olmanın rahatlığıyla üniversite alanlarını doldurdular.
      Üniversite eğitimi, üniversitelerin paralı hale getirilmesi konuşulup tartışılırken, "nitelikli eğitim", "parasız eğitim" gibi savsözler edildi. Ve bir kez daha yeni öğrenciler "umutlarıyla", eski öğrenciler alışkanlıklarıyla yeni ders yılına başladılar. Böylece başlayan üniversite "macerası", kısa sürede yeni arkadaşlık ilişkileriyle, boş geçen derslerle, öğretim üyeleri olmayan bölümlerle, mezun olunduktan sonra nasıl iş bulunacağının artan kaygıları ve ağırlığıyla yoluna devam ediyor.
      Ve bu ortamda ve koşullarda YÖK 25. yılına girdi...
      Herkesin dilindeki sözcükle "YÖK düzeni" 25. yılında...
      Oligarşinin 12 Eylül askeri darbesiyle kurulan YÖK ve onun yönetimindeki üniversiteler, üniversite olmaktan çıkarılıp birer gelir kaynağı haline getirildi, "piyasa için eğitim" adı altında yozlaştırıldı, niteliksiz ve özsüz eğitim egemen kılındı. Apolitik, ulusal ve toplumsal gerçeklikten kopartılmış bir öğrenci kitlesi ortaya çıkartıldı.
      Bu gerçekler karşısında kimileri, "üniversite reformu"nun zorunlu olduğunu söylerken, kimileri de bu durumun tek sorumlusunun YÖK olduğunun altını çizmekle uğraştılar. Öğrenci kuruluşlarının (inisiyatif, kolektif, dernek, konsey vb.) "parasız eğitim" talepleri, araya sıkıştırılmış "nitelikli eğitim" talepleriyle yinelenirken, üniversite ve üniversite eğitiminin içinde bulunduğu sorunlardan nasıl kurtulunacağına ilişkin ortak ve somut bir bakış açısı bir türlü oluşturulamadı.
      Bugün üniversite öğrencileri ve aileleri için, üniversite eğitimi adını hakeden bir eğitim, "nitelikli ve evrensel eğitim" fazlaca önem taşımamaktadır. 12 Eylül kuşağı globalizm ve AB propagandalarıyla, "kısa yoldan köşeyi dönme", "sadece ve sadece kendi gemisinin kaptanı olma ve kendi gemisini kurtarma" mantığı içinde büyütüldüler. Bu mutlu ve mesut hayaller içinde, tüm dikkatler, üniversite eğitimi sonrasında iş bulma olanaklarına yöneltildi. Gerek öğrencilerin gerekse ailelerinin tercihleri kolay ve yüksek ücretlerle iş bulma olanaklarının olduğu düşünülen üniversite ve bölümlerde toplandı. Herhangi bir elbise, ayakkabı markası gibi üniversite "markası"nın peşine düşüldü.
      Ve "soyut gelecek" yerine "somut bugün"ü yaşayarak bugüne gelindi...
      Artık üniversiteler çarpık, niteliksiz ve eksik eğitim "okulları" haline getirilmiş, iki ya da dört yıllığına bir buçuk milyon gencin "köşeyi dönme umut"u içinde tutulmasına hizmet eden, sıradan ve basit apolitikleştirme araçları haline dönüştürülmüştür.
      Amaç hasıl olmuş, ama sistem çökmüştür.
      "Markalı" özel okullar ve liseler gibi, "markalı" üniversiteler de dökülmeye başladı. İşsiz üniversite mezunlarının sayısı gün geçtikçe arttı, çoklaştı.
      YÖK, bu çürüyen sistemin merkezi yönetim kurumu olarak çürüdü.
      YÖK çürüdükçe, üniversite eğitimi daha da içinden çıkılmaz sorunlarla yüzyüze gelmeye başladı.
      Çürüyen YÖK, farklı amaçların gerçekleştirilmesinin bir aracı olarak görünmeye başladı. "Ilımlı"lardan "radikallere" kadar tüm şeriatçılar, çürüyen YÖK'ün çürümüşlüğünün üzerinden yeni politik hesaplar içine girdiler. Karşı safta ise "post-modern darbe"ciler yer aldı. Artık YÖK ve "YÖK düzeni", politik hesapların ve hesaplaşmaların yapıldığı bir "kamusal alan" haline dönüştü.
      Bu ortamda "özerk ve demokratik üniversite" istemi, açık ve yalın öğrenci istemi olarak ortalıkta kaldı.
      YÖK'ün kuruluşunun 25. yılında, bir kez daha tüm açıklığı ve yalınlığı içinde "özerk ve demokratik üniversite" istemi dile getirilirken, YÖK üzerinden yürütülen politik hesaplaşmalara karşı bir duruş sergilenmesi zamanı gelmiştir.
      "Post modern darbeci laikler" ile şeriatçılar arasında bir savaş alanı haline getirilmiş olan YÖK'ün kaldırılıp kaldırılmaması artık önemini kaybetmiştir.
      YÖK, kuruluşundaki politik ve ideolojik amaçları gerçekleştirdiği ölçüde işlevsizleşmiş, işlevsizleştikçe çürümüş ve yeni politik çıkarların gerçekleştirilmesinin aracı haline gelmiştir.
      Ilımlısından radikaline tüm şeriatçılar YÖK'ün "demokratikleştirilmesi"nden söz ederken, aynı zamanda üniversitelerde köşe başlarını tutmuş öğretim üyeleri aracılığıyla YÖK'ü ele geçirme hesapları içindedirler.
      Şeriatçılığın "irtica tehlikesi"ni gündemin birinci maddesi haline getirmeye çalışan "post modern darbeciler" ise, YÖK'ü "ilerici, yurtsever ve laik" görünüm altında, darbe ortamının yaratılmasının bir aracı olarak kullanma peşindedirler.
      Bu koşullarda üniversitelerin niteliksiz ve eksik eğitimi, üniversite öğrencilerinin harçlardan barınma sorunlarına kadar tüm sorunları, siyasal çıkarların gölgesinde kalmıştır.
      YÖK'ün kuruluşunun 25. yılında üniversite gençliğinin, ilerici, devrimci ve yurtsever tüm öğrencilerin önündeki görev, bir kez daha YÖK "düzeni"nin üniversiteleri nasıl yozlaştırdığının, üniversite öğrencilerini kendi sorunlarıyla nasıl yalnız bıraktığının altını çizmek, YÖK üzerinden yürütülen "politik savaş"ları teşhir etmek ve etkisizleştirmektir.
      Üniversiteler, ne YÖK'ün çürümüş düzeninin kurbanı, ne "post modern darbe"cilerin aracı, ne de şeriatçıların kalesi olmayacaktır.
      Herşeye rağmen üniversiteler özerk ve demokratik üniversiteler olacaktır.
      Er ya da geç üniversiteler, evrensel bilginin öğrenildiği eğitim kurumları olacaktır.
      Er ya da geç YÖK, 12 Eylül askeri darbesinin özel kurumu olarak tarihin çöplüğüne atılacaktır.
      Tarihin bu akışını hiçbir güç engelleyemez.


      Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik
      DEVRİMCİ GENÇLİK




Sayfa başına gidiş